Monday, December 6, 2010

HAYATIMI YENİDEN YAŞAYABİLSEYDİM EĞER_E.BOMBECK

BİLGELİK ÖYKÜLERi_E.ÖZDİL
SAYFA 52
Amma Bombece Avustralya´da kanserden öldü. Ölümünden hemen önce şunları yazdı...

Hayatimi yeniden yasayabilseydim eğer;
Hastayken yatağa girer dinlenirdim.
Ben olmadığım zaman her şey kötüye gidecek diye düşünmezdim.
Gül seklindeki pembe mumu saklamaz yakardım.
Daha az konuşur, ama daha çok dinlerdim.
Yerler kirlense, masa örtüm lekelense bile daha çok arkadaşımı aksam yemeğine davet ederdim.
Oturma odasında TV seyrederken, patlamış mısır yer, şömineyi yakmak isteyen birisi olduğunda ona engel olmazdım.
Yerler leke olacak diye korkmazdım.
Bana gençliğini anlatmaya çalışan dedeme daha çok vakit ayırırdım.
Kocamın sorumluluklarını daha çok paylaşırdım.
Saçım bozulmasın diye, arabanın caminin açılmasını önlemezdim.
Eteğimin lekelenmesine aldırmadan çimlere otururdum.
TV seyrederken daha az, hayata bakarken daha çok ağlar ve gülerdim.
Ömür boyu garantilidir denilen hiçbir şeyi satın almazdım.
Hamileliğimin bir an önce sona erip, doğum yapmayı dilemek yerine, hamile olduğum her anin tadını çıkarır ve içimde bir canlı yaratmanın ne kadar harika olduğunu fark ederdim. Bu o kadar nadir bir olay ki. Mucize gibi bir şey.
Çocuklarım beni öpmek istediklerinde, asla "Önce git ellerini yüzünü yıka" demezdim.
Onlara daha çok "seni seviyorum", ondan da daha çok "özür dilerim" derdim.
Ama başka bir hayat verilseydi en çok yapacağım şey; her dakikasını değerlendirmek olurdu.
Dikkatle bak. Gerçekten gör. Yaşa. Vazgeçme.
Küçük şeyler için şikâyet etmekten vazgeç.
Bana benzemeyenler, benden daha çok şeye sahip olanlar ve kimin ne yaptığı beni ilgilendirmezdi.
Bunun yerine, ilişkilerimi güçlendirmeye çalışırdım.
Sahip olduğunuz ruhsal, fiziksel ve duygusal her şey için Allah´a şükredin.
Tek bir hayatiniz var ve bir gün sona eriyor.
Umarım her gününüzü değerlendirirsiniz.

Monday, November 29, 2010

YALNIZLARA HAKSIZLIK

FACEBOOK FELSEFE KULÜBÜ_F.NİETZSCHE
29.11.2010
Sonunda kardeşlerim, yalnızlara haksızlık yapmaktan çekinin. Bir yalnız bunu nasıl unutabilir ve nasıl karşılık verebilir? Yalnız adam bir derin göl gibidir. İçine bir taş atmak kolaydır; fakat taş dibine kadar çökerse, söyleyeyim kim onu çıkarabilir? Yalnızca hareket etmekten çekinin. Fakat bunu yaparsanız artık onu öldürün.

Saturday, November 27, 2010

TARİHİN FOTOĞRAF MAKİNESİ_S.AKIN

SABAH_S.AKIN
17.03.2007
"Tarihin elinde bir fotoğraf makinesi vardır. Ben de bilmiyordum, Prof. Dr. Server Tanilli'den öğrendim: Dünyaya gelen her insanın bu makineyle bir kez fotoğrafını çekermiş tarih; ama yalnızca bir kez! İkinci kez, yalvarsan yakarsan, tüm servetini önüne döksen de asla çekmezmiş. Nerede, ne zaman, bilinmez? Her insan, o tek fotoğrafına bakılarak anılırmış ileride, nasıl biriymiş bu, ne yapmış, diye!"
... Server Tanilli, tarihin fotoğraf makinesiyle ilgili şu bilgiyi de verir: "Dikkat edin, hayattayken çekilecek o tek fotoğrafınızda gözleriniz kapalı çıkmasın!"

YAŞAMA YERLEŞMEK_ÜSTÜN DÖKMEN

FACEBOOK FELSEFE KULÜBÜ
24.11.2010
Bazılarımız bazen -ve sanırım çok azımız da her zaman- dört elle yapışırız yaşama. Fark ederek, hissederek, anı yaşayarak yaşarız; bazılarımız ise adeta parmak ucuyla tutar yaşamı.
Bir sandalyeye, koltuğa veya bir sedire, kendimizi bırakarak, yayılarak yerleşmek de mümkündür, eğreti bir şekilde oturmak da… Benzer şekilde, yaşama bütün... varlığımızla, varoluşumuzla yerleşmek de mümkündür, eğreti bir şekilde ucundan ilişmek de…
Bir at, üstüne tam yerleşemeyen süvariyi nasıl üstünden atarsa, yaşam da kendine tam yerleşemeyenleri, bir anlamda yeterince uyum sağlayamayanları, üstünden atar, devre dışı bırakır.

_CAN YÜCEL

FACEBOOK ENTELEKTÜEL
17.11.2010
Öyle sabah uyanır uyanmaz yataktan fırlama
Yarım saat erkene kurulsun saatin.
Kedi gibi gerin, ohh ne güzel yine uyandım diye sevin.
Penceri aç, yağmur da olsa, fırtına da olsa nefes al derin derin.
Yüzüne su çarpma, adamakıllı yıka yüzünü serin serin.
...Geceden hazır olsun, yarın ne giyeceğin
Ona harcayacağın vakitte bir dilim ekmek kızart,
Çek kızarmış ekmek kokusunu içine.
Bak güzelim kahvaltının keyfine.
Ayakkabıların boyalı olsun, kokun mis, önce sana güzel gelsin aynadaki siluetin.
Çık evinden neşeyle, karşına ilk çıkana gülümse, aydınlık bir gün dile.
Sonra koş git işine, dünden, önceki günden, hatta daha da eskiden yarım ne kadar işin varsa hepsini tamamla, ohhh şöyle bir hafifle.
Bir güzel kahve ısmarla kendine, seni mutlu eden sesi duymak için alo de.
Hiç işin olmasada öğle üzeri dışarı çık.
Yağmur varsa ıslan, güneş varsa ısın, hatta üşü hava soğuksa.
Yürü, yürürken sağa sola bak, öylesine değil, görerek bak.
Çiçek görürsen kokla, köpek görürsen okşa, çocuk görürsen yanağından makas al..
Sonra, şöyle bir düşün, kimler sana yol açtı, sen çok darda iken kimler seni ferahlattı,
Hani kapını kimsenin çalmadığı günlerde kimler kapını tıklattı?
Ne kadar uzun zamandır aramadın onları değil mi?
Hadi hemen uğrayabilirsen uğra, arayabilirsen ara.
Hatırlarını sor, öyle laf olsun diye değil, kucaklar gibi sor.
Bu sadece onların değil, senin de yüreğini ısıtacak,
Yüzünde güller açtıracak.
Günün güzeldi değil mi? Akşamın da güzel olsun.
Yemeğin ne olursa olsun, masanda illaki kumaş örtü olsun.
Saklama tabakları, bardakları misafire.
Sizden ala misafir mi var bu dünyada
Ailecek kurulun sofraya,
Öyle acele acele değil, vazife yapar gibi hiç değil,
Şöyle keyife keyif katar gibi, lezzete lezzet katar gibi,
Eksik bıraktıklarını tamamlar gibi tadına var akşamının.
Gece evinde, dostların olsun Sohbet mezen, kahkahan içkin olsun.
Arkadaşım, hayat bu daha ne olsun?
Ama en önce ve illaki sağlık olsun!

AŞK ÜZERİNE

İnsanın kendinden kaçma duygusudur.
Baudelaire

Boş adamın işi, meşgul adamın işsizliğidir.
Lytton

Kıyaslamanın son bulduğu an...
Grasset

Kalpte bir delik...
Ben Hecht

Herkesin konuştuğu ama pek az insanın görebildiği bir hayalet.
Shaw

...Savaş gibi... Başlaması kolay, bitirmesi çok zor bir şey...
Louis Mencken

Dünyadan kaçıp sığınacak bir küçük cennet...
B.Russel

Duygu ve seksin karışımı...
Herzog

Mucizeye inanma hali...
John Powys

Uzay ve zamanı kalbin saptadığı ruh hali...
M.Proust

Aynı yöne birlikte bakabilmek...
Saint Exupery

İki kişilik bencillik...
Antoine de Salle

Bir kişinin diğerleriyle arasındaki farkı abartmak...
Bernard Shaw

Bir kadının tüm hayat öyküsü, bir erkek için oyunun tek perdesi...
Madame de Stael

Karşılıklı bir yanlış anlama...
Oscar Wilde

MUTLULUĞUN REÇETESİ_E.E.ZELİNSKİ

Doyum saglayacak kadar bir amac
Gecinebilecek kadar bir is
Temel ihtiyaclara yetecek kadar zenginlik
Is ve eglenceyi dengeleyecek kadar akil
Bircok insani begenecek, bunlardan birini sevecek kadar sevkat
Kendini sevecek kadar ozsaygi
Muhtac olanlara verecek kadar iyilik duygusu
Zorluklarla yuzyuze gelecek kadar cesaret
Sorunlari cozecek kadar yaraticilik
Heran gulecek kadar mizah duygusu
Iyi bir yarini bekleyecek kadar umut
Hayati butun degerleri ile yasayacak kadar saglik
Sahip olduklarin icin Tanriya sukran duygusu

SEVDİĞİNE ELMA HESABI_?

Bir gün bir derviş, bir kucak dolusu elma ile bayırlar asan bir genç kıza rastlamış. Bozkırın sıcağında yorgunluktan al almış kızın yanakları. "Nereye gidersin? Ne doldurdun kucağına?" diye sormuş derviş. Uzak bir tarlayı işaret etmiş kız.
"Sevdiğim çalışıyor orada. Ona elma götürüyorum."
"Kaç tane?" diye soruvermiş baba derviş.
Kız şaşkın:
"İnsan sevdiğine götürdüğü şeyi sayar mı hiç?"
Usulca kırıvermiş elindeki tespihi derviş...!

Thursday, November 18, 2010

HAYATA TERSTEN YAŞAMAK_C.YÜCEL

FACEBOOK ENTELEKTÜEL
17.11.2010
Yasamin en tatsiz tarafi sona eris seklidir.
Süphesiz ki yasami tersten yasamak daha güzel, hatta
mükemmel olurdu. Nasil mi ? Cami'de uyaniyorsunuz.
Bir tahta sandik içersinde, herkes karsinizda saf durmus,
iyiliginize dua ediyor ve tüm haklar helal edilmis vaziyette. Tabuttan dogruluyorsunuz, yasli, olgun ve agirbasli olarak.
...Herkes etrafinizda, büyük bir itibar, iltifatlar, çocuklar , torunlar hepsi hazir.
Arabaniza kurulup evinize gidiyorsunuz. Dogar dogmaz devlet size maas
bagliyor, aylik veya üç ayda bir maasinizi aliyorsunuz.
Ne güzel, hazir maas, hazir ev...Altmisli yaslara kadar hersey garanti,huzur içinde yasiyorsunuz.
Sagliginiz gittikçe düzeliyor, kaslar güçleniyor, kuvvetleniyorsunuz. Birgün çalismak istiyorsunuz ve ise ilk basladiginiz gün size hosgeldin hediyesi olarak bir plaket ve altin kol saati veriyor patronunuz..
ve Genel Müdürlük veya bunun gibi yüksek bir makamdan, tecrübeli bir insan
olarak ise basliyorsunuz. Herkes karsinizda elpençe divan... Vücudunuzda da bazi hosa giden hareketler de basliyor. Gittikçe zayifliyor forma giriyorsunuz. Diger hormonal aktiviteler artiyor, fevkalade.....Aman ne güzel günler basliyor... Derken birgün patron size artik Üniversiteye gitsen daha iyi olur
diyor. Bu arada Babaniz ortaya çikmis, "fazla çalistin" diyor. "artik eve dön, isi birak, okumaya basla, harçiligin benden olsun..."
Keyfe bakar misiniz ?
Okudugunuz dersler gittikçe kolaylasiyor. Ekmek elden, su gölden bir dönem
basliyor. Partiler, Diskotekler,Kizlarin sayisi artiyor.
Derken Anne ve Babaniz sizi götürüp getirmeye basliyor, araba kullanma
derdi de yok artik... Günün birinde sizi okuldan da aliyorlar, "evde otur, keyfine bak, oyuncaklarinla oyna" diyorlar... Mamaniz agziniza veriliyor, zaman zaman altinizi bile temizliyorlar, hatta bu durum aliskanlik yaratiyor ve hiç tuvalet kullanmamaya basliyorsunuz. Derken Anneniz birgün size süt verme kararini aliyor ve baska bir keyifli dönem basliyor. Mama artik heryerde, her an ve en taze seklinde hazir. Bir gün karanlik ilik ve sicak bir ortama giriyorsunuz.
Beslenmek için agzinizi açmaya dahi gerek yok, bir kordondan besleniyor,
sicacik, yumusacik, gürültü ve patirtisiz bir ortamda yasiyorsunuz.
Kuculuyor, kuculuyor, ufacik bir hücre halini aliyorsunuz. Ve günün birinde müthis keyifli bir orgazm ile hayatiniz bitiyor....

HAKSIZLIĞA SESSİZ KALMAK_UĞUR MUMCU

YENİ ORTAM
20.01.1975
Bir kişiye yapılan haksızlık, bütün bir topluma, bütün insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur çağımızda.
... Susmayı, bir yaşam biçimi olarak benimseyen insanlar vardır. Özgürlükleri ve silahları, konuşmamaktır. Her adaletsizlik onların eylemsizliklerinden güç alır biraz da .. Ellerini kana bulayanlar, içlerindeki korların mezar taşlarıyla yaşayanlar, aynı adaletsizliğin ve aynı suçun ortaklarıdır hep birlikte. Gözlerin açıksa göreceksin! Kulağın sağır değilse duyacaksın! Ellerin kesik değilse uzanacaksın!

Friday, November 12, 2010

EPICTETUS'TAN ÖĞRENCİLERİNE_P.COELHO

FACEBOOK FELSEFE KULÜBÜ
27.08.2010
Biriyle tanıştığımızda iki şey olabilir: Ya arkadaş oluruz ya da karşımızdaki kişiyi inançlarımızı kabul etmesi için ikna etmeye çalışırız. Kor ile kömür karşılaştığında da aynı şey olur: Ya ateşini karşısındakiyle paylaşır ya da kömürün yoğunluğu altında boğulur, sönüp yok olur.

İlk karşılaşmalarda genellikle kendimizi güvensiz hissettiğimizden umursamazlığı, kibri ya da aşırı tevazuyu deneriz. Sonuçta da olduğumuzdan farklı biri halinde ilişki kurarız ve olaylar bizi aslında bize ait olmayan yabancı bir dünyaya götürür.

Thursday, September 16, 2010

ALIŞKANLIKLAR_O.MONDINO

http://www.facebook.com/FelsefeKulubu
16.09.2010
Gerçekte, başarılı olanlarla başarısız olanlar arasındaki tek fark, alışkanlıklarının farklı olmasıdır. Her türlü başarının anahtarı alışkanlıktır. Kötü alışkanlıklar, başarısıszlığa açılan kilitsiz bir kapıdır. O sebeple, bütün ötekilerden önce itaat edeceğim yasa şudur: “Güzel alışkanlıklar edineceğim ve onların kölesi olacağım...” Çocukken dürtülerimin kölesiydim, şimdi bütün öteki yetişkinler gibi alışkanlıklarımın kölesiyim. Özgür irademi yıllar boyu biriktirdiğim alışkanlıklara teslim ettim.
Ve geçmiş yaşantımda yaptıklarım, geleceğimi şimdiden tehtit ediyor. Eylemlerimi iştah, tutku, ön yargı, sevgi, çevre yönlendiriyor. Bu hükümdarların en zorbası ise alışkanlıktır. “Eğer alışkanlığın kölesi olacaksam, o zaman iyi alışkanlıkların kölesi olmalıyım”.

Wednesday, September 15, 2010

_G.CARLIN

http://www.facebook.com/felsefekulubu
15.09.2010
Sadece neşeli arkadaşlarınız olsun...
Suratsızlar sizi aşağı çeker...
Öğrenmeyi sürdürün: Bilgisayar, el sanatları, bahçecilik, ne olursa...
Beyniniz âtıl kalmasın...
Âtıl kafa, iblisin tezgâhıdır...
İblisin adı da, alzheimer’dır...
Sık sık, uzun uzun, var gücünüzle gülün...
Soluksuz kalıncaya kadar gülün...
Sevdiklerinizle doldurun çevrenizi, aile, kuş, balık, müzik, bitkiler, hobiler, ne olursa...
Eviniz sığınağınızdır...
Sağlığınızın kıymetini bilin...
İyiyse üstüne titreyin...
Bozuksa düzeltin...
Siz kendiniz düzeltemiyorsanız yardım sağlayın...
Vicdan azabından uzak durun...
Çarşı pazarda gezin, komşu illerde dış ülkelerde dolaşın, ama sakın suçluluk, pişmanlık duygusuna yönelmeyin...
Sevdiğiniz insanlara onları sevdiğinizi söyleyin her fırsatta...
Ve hiç unutmayın ki hayat, aldığımız soluklarla değil, soluk kesen anlarla ölçülür...

Wednesday, July 28, 2010

BU DA BENİM FİKRİM HASTALIĞI_Z.LİVANELİ

SANAT UZUN, HAYAT KISA_Z.LİVANELİ
SAYFA 313
...
İnsanlar niye akıl sahiplerini dinlemez, niye herkez kendi küçük aklını beğenir, niçin aklın da vücut gibi geliştirilecek bir şey olduğunu bilmez, bir türlü anlayamam.
Birisine deseniz ki İdil Biret gibi piyano çal!
Hemen çalamam cevabını verir.
Niçin dersiniz.
Ama o işe ömrünü vermiş, çalışmış der.
...
Ne var ki aynı mantığı, düşünce alanına uygulayamaz. Ömrünü kitaba, düşünmeye, bilime adamış olanların beyninin daha gelişmiş olabileceğini kabul etmez. Çünkü beynin kasları görünmez. Bu yüzden de kendisini düşünürlerle, filozoflarla bir tutar.
Bunun sonucu olarak da herşeyi kendi küçük aklıyla çözmeye çalışır. O Onun fikri bu da benim fikrim der. Herkesin fikri kendine klişesini tekrarlar.

SUÇ VE CEZA_Z.LİVANELİ

SANAT UZUN, HAYAT KISA_Z.LİVANELİ
SAYFA 296
Türkler, suçluluk duymaz ama utanır.
Bu kültürde rezil olmak, küçük düşmek korkusu, işlenen bir suçun yaratacağı vicdan azabından kat kat güçlüdür.

YAŞ ALMAK_Z.LİVANELİ

SANAT UZUN, HAYAT KISA_Z.LİVANELİ
SAYFA 34
...
Bazıları belli bir olgunluğa erişince kendilerini beğendirmeye çalışmaktan vazgeçer ve dünyayı daha rahat bir gözle seyretmeye başlar. Bu aşamada kişinin nasıl göründüğü sorusu önemini kaybeder bunun yerine kendisinin dünyayı nasıl öne çıkar.
Değer ölçülmeye çalışan kişiden değer ölçmeye geçiş aşamasıdır bu. O kişi artık yarışta değil, juridedir.
Altın değil sarraftır.
Aktör değil yönetmendir.
Karatı ölçülen taş değil kuyumcudur.
...

Wednesday, June 16, 2010

KADIN_C.DÜNDAR

her gün kim bilir kaç kadın görüyorum...
sokakta, vapurda, okulda, kuaförde, orda, burda...
ama olmuyor hanımlar, olmuyor! kadınlar kadınlığı unutalı daha kaç on yıl oldu ki?
solaryuma girmeye, çıplak gezmeye, kariyer hırsıyla yüzlerini buruşturmaya başlayalı kaç on yıl oldu?
çevremde gördüğüm kadınlardan bazılarının birtakım özelliklerini seçtim.
bunlara, dizilerdeki, filmlerdeki, romanlardaki kadınların hoşuma giden özelliklerini ekledim. gözlerimi kapadım, osmanlı zamanından kalma, hani şu afet-i devran denen kadınları düşündüm. o nasıl bir cazibedir ki, peçelerin ardından bile erkekleri aşık eder.
bir fransız kadınının zarafetini düşündüm sonra, bir ispanyol kadınının ateşini ve bir türk köylü kızının tazeliğini.
kadının güle benzemesi gerektiğine karar verdim sonunda. kadının hası güle benzer. rengiyle, kokusuyla, dikeniyle…
açın televizyonu, bir tane gül görüyor musunuz?
kadının hası yumuşak başlı olmaz, ama ağırbaşlı ve sıcak olur.
ağırbaşlılıktan kastım, sıkıcılık değil elbet.
şımarıklığın da hakkını verir.
ağırbaşlı tebessümleri olur bir de. kadın yüzü dediğin mahkeme duvarına benzemeyecek. bu tebessümler sevgidir. yumuşacık bir sevgi olur kadın yüreğinde. kim olursa olsun, ne yaşamış olursa olsun.
erkeğini dizine yatırıp saçlarını okşamayı bilir gerçek bir kadın.
kadının hası nerede, nasıl davranacağını bilir. .
insanların içinde kapris yapmaz, hır çıkarmaz; ama gerçek bir osmanlı kadını gibi, adabıyla, raconuyla istediğini alır.
dırdır etmez. çok konuşup, baskı yapıp erkeği bezdirmez.
yüz göz olmaz kadının hası. bazen öyle bir bakar ki, hele bir de bazen öyle bir susar ki, bin tümceye bedeldir bu bakmalarla susmalar.
bu kadın üzülmeyi de bilir, ağlamayı da, kızmayı da. ama üzmemek lazım, ayrıca kızdırmaya da gelmez.
gerçek bir kadın ezik durmaz. kambur yürümez, dimdik durur. kendine saygısı, güveni vardır. erkeğine can yoldaşı olur, destek olur, onu dinlemeyi bilir.
bazen utangaç olur, bazen ürkek.
soğuktan ya da yalnızlıktan korkabilir kadın.
aptal olmaz gerçek bir kadın. bön bön bakmaz adamların suratına.
hülyalı bakışları da olsa, zihni uyanık olur.
hüznü, gökten deli deli yağan yağmur gibi olur, saçlarından akar.
neşesi ise öyle renkli, öyle dağınık; saçları savrulur. kahkahaları vardır bu kadının, çın çın eder odaların duvarlarında.
sesi güzel olur kadının, biraz buğulu... arada bir pencereye yaslar başını, sokağa dalıp gider, bir şarkı söyler.
olgunluğuyla şaşırtır erkeği. bazen de öyle çocuk olur, öyle sağlam saçmalar ki, yine, yine şaşırtır onu.
sıkmaz kadın, bunaltmaz, yaşa yaşa bitmez. huzur verir varlığıyla.
içli bir türkü dinler bazen, üşür, sırtına hırkasını alır.
konuşurken insanın yüzüne bakar kadın. kibirli olmaz. kültürsüz olmaz. bomboş olmaz kafası. dünyanın, ülkenin olaylarını bilir, anlar, söyleyecek sözü vardır. kişiliklidir. beceriklidir.
tırnağı kırılınca üzülür, üzülür işte, profesör de
olsa, sultan da olsa, boksör de olsa üzülür.
gerçek bir kadın hiçbir zaman reklam panolarındaki kızlara benzemez.
etini teşhir etmez. fosforlu bir taş gibiliği yoktur onun, loş bir cazibesi vardır.
albenisi metrelerce öteden çarpar adamı. ne kadar örtüneceğini, ne kadar açılacağını, yerine ve zamanına göre bilir.
gerçek bir kadın paris podyumlarında yürüyen, 17. yüzyılın vebalı kadınları gibi mankenlere benzemez. uzun saçları vardır kadının. yumuşak olur, güzel kokar.
kadının hası saçlarını ne zaman toplayacağını, ne zaman salacağını bilir.
kadına yaraşmaz soğukluk.
gerçek bir kadın göbek atmayı, gerdan kırmayı, iyi becerir; ama öyle her yerde masaların üstüne çıkıp oynamaz. havasında oldu mu, bir oynadı mı, herkes onu izler.
kadın korunmayı sever, ama korunmaya muhtaç olmaz.
erkekler korumayı severler, ama yine de güçsüz, zavallı kadınlardan hoşlanmazlar.
güçlü kadından ise çekinirler, ona yanaşamazlar. kadının hası bu dengeyi kurmayı bilir; gücünü erkeğin gözüne gözüne sokmaz.
has kadına naz da yakışır, kapris de. öyle tatlı, öyle kıvamlı naz eder ki, onun nazını erkek zevkle çeker.
gerçek bir kadın şiir gibi olur, mey gibi olur, ömür gibi olur.