Monday, November 29, 2010

YALNIZLARA HAKSIZLIK

FACEBOOK FELSEFE KULÜBÜ_F.NİETZSCHE
29.11.2010
Sonunda kardeşlerim, yalnızlara haksızlık yapmaktan çekinin. Bir yalnız bunu nasıl unutabilir ve nasıl karşılık verebilir? Yalnız adam bir derin göl gibidir. İçine bir taş atmak kolaydır; fakat taş dibine kadar çökerse, söyleyeyim kim onu çıkarabilir? Yalnızca hareket etmekten çekinin. Fakat bunu yaparsanız artık onu öldürün.

Saturday, November 27, 2010

TARİHİN FOTOĞRAF MAKİNESİ_S.AKIN

SABAH_S.AKIN
17.03.2007
"Tarihin elinde bir fotoğraf makinesi vardır. Ben de bilmiyordum, Prof. Dr. Server Tanilli'den öğrendim: Dünyaya gelen her insanın bu makineyle bir kez fotoğrafını çekermiş tarih; ama yalnızca bir kez! İkinci kez, yalvarsan yakarsan, tüm servetini önüne döksen de asla çekmezmiş. Nerede, ne zaman, bilinmez? Her insan, o tek fotoğrafına bakılarak anılırmış ileride, nasıl biriymiş bu, ne yapmış, diye!"
... Server Tanilli, tarihin fotoğraf makinesiyle ilgili şu bilgiyi de verir: "Dikkat edin, hayattayken çekilecek o tek fotoğrafınızda gözleriniz kapalı çıkmasın!"

YAŞAMA YERLEŞMEK_ÜSTÜN DÖKMEN

FACEBOOK FELSEFE KULÜBÜ
24.11.2010
Bazılarımız bazen -ve sanırım çok azımız da her zaman- dört elle yapışırız yaşama. Fark ederek, hissederek, anı yaşayarak yaşarız; bazılarımız ise adeta parmak ucuyla tutar yaşamı.
Bir sandalyeye, koltuğa veya bir sedire, kendimizi bırakarak, yayılarak yerleşmek de mümkündür, eğreti bir şekilde oturmak da… Benzer şekilde, yaşama bütün... varlığımızla, varoluşumuzla yerleşmek de mümkündür, eğreti bir şekilde ucundan ilişmek de…
Bir at, üstüne tam yerleşemeyen süvariyi nasıl üstünden atarsa, yaşam da kendine tam yerleşemeyenleri, bir anlamda yeterince uyum sağlayamayanları, üstünden atar, devre dışı bırakır.

_CAN YÜCEL

FACEBOOK ENTELEKTÜEL
17.11.2010
Öyle sabah uyanır uyanmaz yataktan fırlama
Yarım saat erkene kurulsun saatin.
Kedi gibi gerin, ohh ne güzel yine uyandım diye sevin.
Penceri aç, yağmur da olsa, fırtına da olsa nefes al derin derin.
Yüzüne su çarpma, adamakıllı yıka yüzünü serin serin.
...Geceden hazır olsun, yarın ne giyeceğin
Ona harcayacağın vakitte bir dilim ekmek kızart,
Çek kızarmış ekmek kokusunu içine.
Bak güzelim kahvaltının keyfine.
Ayakkabıların boyalı olsun, kokun mis, önce sana güzel gelsin aynadaki siluetin.
Çık evinden neşeyle, karşına ilk çıkana gülümse, aydınlık bir gün dile.
Sonra koş git işine, dünden, önceki günden, hatta daha da eskiden yarım ne kadar işin varsa hepsini tamamla, ohhh şöyle bir hafifle.
Bir güzel kahve ısmarla kendine, seni mutlu eden sesi duymak için alo de.
Hiç işin olmasada öğle üzeri dışarı çık.
Yağmur varsa ıslan, güneş varsa ısın, hatta üşü hava soğuksa.
Yürü, yürürken sağa sola bak, öylesine değil, görerek bak.
Çiçek görürsen kokla, köpek görürsen okşa, çocuk görürsen yanağından makas al..
Sonra, şöyle bir düşün, kimler sana yol açtı, sen çok darda iken kimler seni ferahlattı,
Hani kapını kimsenin çalmadığı günlerde kimler kapını tıklattı?
Ne kadar uzun zamandır aramadın onları değil mi?
Hadi hemen uğrayabilirsen uğra, arayabilirsen ara.
Hatırlarını sor, öyle laf olsun diye değil, kucaklar gibi sor.
Bu sadece onların değil, senin de yüreğini ısıtacak,
Yüzünde güller açtıracak.
Günün güzeldi değil mi? Akşamın da güzel olsun.
Yemeğin ne olursa olsun, masanda illaki kumaş örtü olsun.
Saklama tabakları, bardakları misafire.
Sizden ala misafir mi var bu dünyada
Ailecek kurulun sofraya,
Öyle acele acele değil, vazife yapar gibi hiç değil,
Şöyle keyife keyif katar gibi, lezzete lezzet katar gibi,
Eksik bıraktıklarını tamamlar gibi tadına var akşamının.
Gece evinde, dostların olsun Sohbet mezen, kahkahan içkin olsun.
Arkadaşım, hayat bu daha ne olsun?
Ama en önce ve illaki sağlık olsun!

AŞK ÜZERİNE

İnsanın kendinden kaçma duygusudur.
Baudelaire

Boş adamın işi, meşgul adamın işsizliğidir.
Lytton

Kıyaslamanın son bulduğu an...
Grasset

Kalpte bir delik...
Ben Hecht

Herkesin konuştuğu ama pek az insanın görebildiği bir hayalet.
Shaw

...Savaş gibi... Başlaması kolay, bitirmesi çok zor bir şey...
Louis Mencken

Dünyadan kaçıp sığınacak bir küçük cennet...
B.Russel

Duygu ve seksin karışımı...
Herzog

Mucizeye inanma hali...
John Powys

Uzay ve zamanı kalbin saptadığı ruh hali...
M.Proust

Aynı yöne birlikte bakabilmek...
Saint Exupery

İki kişilik bencillik...
Antoine de Salle

Bir kişinin diğerleriyle arasındaki farkı abartmak...
Bernard Shaw

Bir kadının tüm hayat öyküsü, bir erkek için oyunun tek perdesi...
Madame de Stael

Karşılıklı bir yanlış anlama...
Oscar Wilde

MUTLULUĞUN REÇETESİ_E.E.ZELİNSKİ

Doyum saglayacak kadar bir amac
Gecinebilecek kadar bir is
Temel ihtiyaclara yetecek kadar zenginlik
Is ve eglenceyi dengeleyecek kadar akil
Bircok insani begenecek, bunlardan birini sevecek kadar sevkat
Kendini sevecek kadar ozsaygi
Muhtac olanlara verecek kadar iyilik duygusu
Zorluklarla yuzyuze gelecek kadar cesaret
Sorunlari cozecek kadar yaraticilik
Heran gulecek kadar mizah duygusu
Iyi bir yarini bekleyecek kadar umut
Hayati butun degerleri ile yasayacak kadar saglik
Sahip olduklarin icin Tanriya sukran duygusu

SEVDİĞİNE ELMA HESABI_?

Bir gün bir derviş, bir kucak dolusu elma ile bayırlar asan bir genç kıza rastlamış. Bozkırın sıcağında yorgunluktan al almış kızın yanakları. "Nereye gidersin? Ne doldurdun kucağına?" diye sormuş derviş. Uzak bir tarlayı işaret etmiş kız.
"Sevdiğim çalışıyor orada. Ona elma götürüyorum."
"Kaç tane?" diye soruvermiş baba derviş.
Kız şaşkın:
"İnsan sevdiğine götürdüğü şeyi sayar mı hiç?"
Usulca kırıvermiş elindeki tespihi derviş...!

Thursday, November 18, 2010

HAYATA TERSTEN YAŞAMAK_C.YÜCEL

FACEBOOK ENTELEKTÜEL
17.11.2010
Yasamin en tatsiz tarafi sona eris seklidir.
Süphesiz ki yasami tersten yasamak daha güzel, hatta
mükemmel olurdu. Nasil mi ? Cami'de uyaniyorsunuz.
Bir tahta sandik içersinde, herkes karsinizda saf durmus,
iyiliginize dua ediyor ve tüm haklar helal edilmis vaziyette. Tabuttan dogruluyorsunuz, yasli, olgun ve agirbasli olarak.
...Herkes etrafinizda, büyük bir itibar, iltifatlar, çocuklar , torunlar hepsi hazir.
Arabaniza kurulup evinize gidiyorsunuz. Dogar dogmaz devlet size maas
bagliyor, aylik veya üç ayda bir maasinizi aliyorsunuz.
Ne güzel, hazir maas, hazir ev...Altmisli yaslara kadar hersey garanti,huzur içinde yasiyorsunuz.
Sagliginiz gittikçe düzeliyor, kaslar güçleniyor, kuvvetleniyorsunuz. Birgün çalismak istiyorsunuz ve ise ilk basladiginiz gün size hosgeldin hediyesi olarak bir plaket ve altin kol saati veriyor patronunuz..
ve Genel Müdürlük veya bunun gibi yüksek bir makamdan, tecrübeli bir insan
olarak ise basliyorsunuz. Herkes karsinizda elpençe divan... Vücudunuzda da bazi hosa giden hareketler de basliyor. Gittikçe zayifliyor forma giriyorsunuz. Diger hormonal aktiviteler artiyor, fevkalade.....Aman ne güzel günler basliyor... Derken birgün patron size artik Üniversiteye gitsen daha iyi olur
diyor. Bu arada Babaniz ortaya çikmis, "fazla çalistin" diyor. "artik eve dön, isi birak, okumaya basla, harçiligin benden olsun..."
Keyfe bakar misiniz ?
Okudugunuz dersler gittikçe kolaylasiyor. Ekmek elden, su gölden bir dönem
basliyor. Partiler, Diskotekler,Kizlarin sayisi artiyor.
Derken Anne ve Babaniz sizi götürüp getirmeye basliyor, araba kullanma
derdi de yok artik... Günün birinde sizi okuldan da aliyorlar, "evde otur, keyfine bak, oyuncaklarinla oyna" diyorlar... Mamaniz agziniza veriliyor, zaman zaman altinizi bile temizliyorlar, hatta bu durum aliskanlik yaratiyor ve hiç tuvalet kullanmamaya basliyorsunuz. Derken Anneniz birgün size süt verme kararini aliyor ve baska bir keyifli dönem basliyor. Mama artik heryerde, her an ve en taze seklinde hazir. Bir gün karanlik ilik ve sicak bir ortama giriyorsunuz.
Beslenmek için agzinizi açmaya dahi gerek yok, bir kordondan besleniyor,
sicacik, yumusacik, gürültü ve patirtisiz bir ortamda yasiyorsunuz.
Kuculuyor, kuculuyor, ufacik bir hücre halini aliyorsunuz. Ve günün birinde müthis keyifli bir orgazm ile hayatiniz bitiyor....

HAKSIZLIĞA SESSİZ KALMAK_UĞUR MUMCU

YENİ ORTAM
20.01.1975
Bir kişiye yapılan haksızlık, bütün bir topluma, bütün insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur çağımızda.
... Susmayı, bir yaşam biçimi olarak benimseyen insanlar vardır. Özgürlükleri ve silahları, konuşmamaktır. Her adaletsizlik onların eylemsizliklerinden güç alır biraz da .. Ellerini kana bulayanlar, içlerindeki korların mezar taşlarıyla yaşayanlar, aynı adaletsizliğin ve aynı suçun ortaklarıdır hep birlikte. Gözlerin açıksa göreceksin! Kulağın sağır değilse duyacaksın! Ellerin kesik değilse uzanacaksın!

Friday, November 12, 2010

EPICTETUS'TAN ÖĞRENCİLERİNE_P.COELHO

FACEBOOK FELSEFE KULÜBÜ
27.08.2010
Biriyle tanıştığımızda iki şey olabilir: Ya arkadaş oluruz ya da karşımızdaki kişiyi inançlarımızı kabul etmesi için ikna etmeye çalışırız. Kor ile kömür karşılaştığında da aynı şey olur: Ya ateşini karşısındakiyle paylaşır ya da kömürün yoğunluğu altında boğulur, sönüp yok olur.

İlk karşılaşmalarda genellikle kendimizi güvensiz hissettiğimizden umursamazlığı, kibri ya da aşırı tevazuyu deneriz. Sonuçta da olduğumuzdan farklı biri halinde ilişki kurarız ve olaylar bizi aslında bize ait olmayan yabancı bir dünyaya götürür.