Amerika'da bireyciliği ve onun insanların davranışlarındaki etkilerini farketmemek olanaksız. Bunun adına bireycilik olarak savunanlar olabilir ama bence bu bencillik ve başkalarına saygısızlık karışımı birşey. Başkaları çok önemli olmadığından saygı da yok. Otobüste bağırarak konuşuyor, ellerindeki radyoyu son sese açabiliyor, ayaklarınızı ağzına sokacak kadar pervasızca oturabiliyorlar.
Bunun yanısıra zevksiz bir hayat yaşıyorlar. Evden dışarı çıkmanın sosyal bir boyutu olduğunu farketmedikleri için berbat, uyumsuz kıyafetlerle dışarı çıkıyorlar. Takım elbise giyiyorlar ama dayanamayıp yine altına siyah spor ayakkabı giyiyorlar. Sıradan biriyle bir evsizi karıştırmak içten bile değil. Özel günlerde sadece giyimlerine özen göstermeye çalışıyorlar, onda da yakıştırma tecrübesizliğinden iyice komik oluyorlar. Şimdi yanımdan kafasında puşi, sırtında Amerikan bayrağı olan deri bir ceket giymiş bir zenci geçti. Buyur, nerden buldun be adam kafandakini...
İşin bir diğer boyutu da ilişkilerinde de bu umursamazlığın sürmesi. İlk karşılaşmada sahte olduğu derhal anlaşılan kocaman bir gülümseme, müthiş ilgili tavırlar, iki adım uzaklaşınca biraz önceki yüz ifadesinden eser yok. İçmeye, beraber eğlenmeye giderken çok yakın davranışlar, ancak dertlerini paylaştıkları gerçek dostları yok. Buram buram bireycilik.
Dünyanın en gelişmiş ülkelerinden biri de olsa bu yalnızlık, zevksiz, insanları mutsuz yapıyor. Ve işin umutsuz tarafı bunun kimse farkında değil.
Sunday, November 9, 2008
Subscribe to:
Post Comments (Atom)

No comments:
Post a Comment